ISSN 1307-1858  |  ENG

 
Cilt : 8    Sayı : 2    Yıl : 2015
Son Sayı Arşiv Populer Makaleler Baskıdaki Makaleler Online Makale Gönder
 
  Arama






Turk Med J: 8 (2)
Cilt: 8  Sayı: 2 - 2016
Özetleri Gizle | << Geri
KLINIK ARAŞTIRMA MAKALESI
1.
Psöriasisli Hastalarda Sakroiliit Sıklığı
The Prevalence of Sacroiliitis in Patients With Psoriasis
Mehtap Aykaç Çebicci, Serap Tomruk Sütbeyaz, Ali Koç, Şehriban Hocaoğlu, Melek Yerlikaya, Levent Çınar
doi: 10.5505/ttd.2016.32650  Sayfalar 37 - 40 (687 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışmanın amacı bel ağrısı şikayeti olan psöriasisli hastalarda radyografi ve manyetik rezonans (MR) görüntüleme ile sakroiliit sıklığını belirlemektir.
Materyal ve Metot: Çalışmaya Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji polikliniğinde Ocak 2015-Aralık 2015 tarihleri arasında psöriasis tanısıyla takip edilen ve bel ağrısı şikayeti olan 53 hasta alındı. Hastalar inflamatuar bel ağrısı açısından ASAS (The Assessment of Spondyloarthritis International Society) kriterlerine göre Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı tarafından sorgulandı. Hastaların anteroposterior pelvis grafisi ve sakroiliak MR’ları aynı radyolog tarafından değerlendirildi ve sakroiliit sıklığı belirlendi.
Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 53 hastanın ortalama yaşı 43,13±10,0 yıl ve hastalık
süresi 12,28±10,0 yıl olarak bulundu. Hastaların %39,6’sında inflamatuar bel ağrısı saptandı. Radyografi ile hastaların %28,3’ünde sakroiliit saptanırken MR görüntüleme ile %49,1’inde sakroiliit saptandı. Hastalık süresi ile sakroiliit varlığı arasında korelasyon bulunmazken, yüksek CRP(C reaktif protein) düzeyleri ile sakroiliak MR’da sakroiliit varlığı arasında anlamlı korelasyon saptandı.
Sonuç: Psöriasis tanısıyla takip edilen hastalarda özellikle bel ağrısı şikayetinin varlığında sakroiliak eklem tutulumunun sık olduğunu saptadık. Sakroiliak MR görüntüleme ile bu oranın radyografiye oranla belirgin yüksek olduğunu ve sakroiliitin yüksek CRP düzeyleri ile ilişkili olduğunu tesbit ettik.
Objectives: The aim of the present study was to determine the prevalence of sacroiliitis
using radiography and magnetic resonance imaging (MRI) in psoriatic patients with low back pain.
Materials and Methods: The study enrolled 53 patients with confirmed diagnosis of psoriasis and low back pain complaint followed at the Dermatology Outpatient Clinic of Kayseri Research and Training Hospital from January 2015 to December 2015. Patients were evaluated by a Physical Therapy and Rehabilitation specialist for inflammatory low back pain according to the ASAS (The Assessment of Spondyloarthritis International Society) criteria. Anteroposterior pelvic radiographs and sakroiliac MRI images were analyzed by the same radiologist to determine the prevalence of sacroiliitis.
Results: The mean age of 53 patients was 43.13±10.0 years and mean duration of disease was 12.28±10.0 years. Inflammatory low back pain was diagnosed in 39.6% of the patients. Sacroiliitis was detected radiographically in 28.3% and by MRI in 49.1% of patients. While the disease duration was not correlated with the presence of sacroiliitis, elevated CRP levels showed a significant correlation with sacroiliitis detected by MR images of sacroiliac joint.
Conclusion: We found a high prevalence of sacroiliac joint involvement in patients diagnosed with psoriasis especially in the presence of low back pain. Sacroiliac MR imaging had a significantly higher detection rate of sacroiliac joint involvement versus radiography and sacroiliitis was correlated with elevated CRP(C-reactive protein) levels.

2.
Acil Servise Başvuran Hastalarda Tanı Amaçlı Çekilen Bilgisayarlı Tomografi Sonrası Kontrast Madde Nefropatisi
Contrast Induced Nephropathy Due To Diagnostic Computerized Tomography in Emergency Department
Gizem Görmez, Gülhan Kurtoğlu Çelik, Fatih Tanrıverdi, Güllü Ercan Haydar, Ayhan Özhasenekler, Şervan Gökhan
doi: 10.5505/ttd.2016.70298  Sayfalar 41 - 47 (550 kere görüntülendi)
Amaç: Kontrast madde nefropatisi hastanede gelişen akut böbrek hasarı sebeplerinin 3. sıklıkta görülenidir. Hastaneye yatış, hastanede kalış süresinde artış ve de yüksek mortalite oranları ile ilişkilidir. Çalışmamızın amacı acil serviste tanı amaçlı kontrastlı bilgisayarlı tomografi (BT) çekilen hastalarda kontrast madde nefropatisi (KMN) oluşum sıklığını ve risk faktörlerini araştırmaktır.
Materyal ve Metot: Mart 2013 - Mart 2014 tarihleri arasında Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil servisine başvuran, travmatik ve non-travmatik sebeplerle KMN önleyici tedavi almaksızın kontrastlı BT çekilen hastalar çalışmaya alınmıştır. Bu hastaların demografik özellikleri, kontrast madde nefropatisi görülme sıklığı ve risk faktörleri araştırılmıştır.Çalışmamız için etik kurul onayı alınmıştır.
Bulgular: Bazal kreatinin değeri normal (<1,2 mg/dl) ve bazal kreatinin değeri yüksek
(≥1,2 mg/dl) olan toplam 283 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Bu hastaların %64’ünü erkek, %36’sını kadın hastalar oluşturmuştur. Hastaların %11.7’sinde KMN gelişmiştir. KMN gelişen hastaların %13.1’si bazal kreatinin değeri normal (<1,2 mg/dl) olan hasta grubunda, %86.9’u ise bazal kreatinin değeri yüksek (≥1,2 mg/dl) olan hasta grubundaydı.18-30 arasındaki hastalarda KMN görülme oranı %3, 80 yaş ve üstü hasta grubunda ise bu oran %23.8 olarak bulunmuştur. Hastalarımızın %51.9 (147)’unda glomeruler filtrasyon hızı (GFH) < 60 ml/dak iken, %48.1 (136)’inde GFH ≥ 60 ml/dak olarak bulunmuştur. Bazal GFH < 60 ml/dak olan hastaların %18.4’sinde, bazal GFH ≥ 60 ml/dak olan hastaların %4.4’ünde KMN gelişmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalar arasında en sık görülen ek hastalık
hipertansiyon (HT) idi. Kronik böbrek hastalığı (KBH) kontrast madde verilmesinden
sonra kreatin yüksekliği ve diğer komorbiditelerle en yakından ilşkili hastalıktı.
Hastalarımızın %92,9’una 100 ml, kalan %7.1’ine de 200 ml kontrast madde (KM)
verilmiştir. Yüz ml KM verilen hastaların %10.3 (27)’ünde, 200 ml KM verilen hastaların
%18.2’sinde KM gelişmiştir.
Sonuç: KBH, HT, koroner arter hastalığı (KAH), konjestif kalp yetmezliği (KKY) hikayesi
olan ve GFH < 60 ml/dk olan hasta grubunda kontrast nefropati gelişme riskinin arttığını belirledik. Bu nedenle kontrast nefropati gelişme riski olan hastalar acil serviste daha dikkatli değerlendirilmelidir.
Objectives: Contrast induced nephropathy is the third most frequent cause of hospital-acquired acute kidney injury. It is associated with prolonged hospitalization, higher rates of complications and increased mortality. The aim of this study is to evaluate the frequency of diagnostic contrast enhanced computed tomography induced contrast nephropathy in patients in the emergency department and to investigate the risk factors.
Materials and Methods: The demographic characteristics, incidence of contrast induced nephropathy and risk factors of the patients who were admitted to Ankara Atatürk Training and Research Hospital Emergency Department (ED) between 1 March 2013- 1 March 2014 were studied. These patients were admitted to ED because of both traumatic and non-traumatic diseases, contrast enhanced computed tomographies were performed but no prevention techniques for contrast induced nephropathy were applied.
Results: A total of 283 adult patients who had normal (<1,2 mg/dL ) or high (≥1,2
mg/dL) basal creatinin levels were included in our study; 64% of these patients were male and 36% were female. Contrast induced nephropathy developed in 11.7% of patients. In patients who had contrast induced nephrophathy, 13.1% had normal (<1,2 mg/dl) creatinin level in the beginning, whereas 86.9% of them had high (≥1,2 mg/dl) basal creatinin level. In patients, the incidence of contrast induced nephropathy was 3% 23.8% respectively in patients between 18-30 years and ≥80 years old. GFR was < 60 ml/min in 51.9% (147) and GFR was ≥ 60 ml/min in 48.1% (136) of our patients. The incidence of contrast induced nephropathy in the patients was 18.4% and 4.4%, respectively in patients whose GFR <60 ml/min and ≥ 60 ml/min. The most frequent comorbid disease was hypertension and chronic renal disease was the most strongly associated disease with regard to the increase of creatinin levels after contrast media administration and other comorbidities. During computerized tomography, 92.9 % of our patients received 100 ml, 7.1% received 200 ml
contrast media. Contrast induced nephropathy developed in 10.3% of the patients
who received 100 ml and 18.2% of the patients who received 200 ml contrast media.
Conclusion: We found that; the risk of contrast nephropathy significantly increased
in patients with chronic renal disease, hypertension, coronary artery disease, congestive
heart failure and in those whose GFR <60 ml / min. Therefore, the patients
with the risk of developing contrast-induced nephropathy should be evaluated more
carefully in the ED.

DERLEME
3.
Herpes Simpleks Ensefalitinde Görüntüleme Bulguları
Imaging Findings in Herpes Simplex Encephalitis
Aynur Turan, Havva Akmaz Ünlü, Mehmet Tiftik
doi: 10.5505/ttd.2016.67699  Sayfalar 48 - 52 (646 kere görüntülendi)
Herpes ensefaliti en sık sporadik ensefalittir. Çocuklarda ve yetişkinlerde hastalık genellikle Herpes simpleks tip 1 virüsü ile ilişkilidir. Herpes ensefaliti primer enfeksiyon sonucu ya da latent virüsün reaktivasyonu sonucu oluşur. Hastalık ciddi morbidite ve mortaliteye neden olur. Hızlı tanı ve tedavi çok önemlidir, çünkü asiklovir ile yapılan hızlı müdahale sonucu anlamlı şekilde iyileşme gözlenir. Bu nedenle MR görüntüleme paterninin tanınması gereklidir. Medial temporal lob, inferior frontal loblar ve insula tipik olarak etkilenir. Bu yazı herpes ensefalitinin görüntüleme bulgularına odaklanmıştır.
Herpes encephalitis is the most common sporadic encephalitis. The disease is usually associated with Herpes simplex virus type 1 in children and adults. Herpes encephalitis
can occure as a result of primary infection or as the reactivation of latent virus. Herpes encephalitis causes significant morbidity and mortality. Prompt diagnosis and treatment is very crucial, because early intervention with acyclovir significantly improves the clinic. Therefore, recognition of the MR imaging pattern of herpes encephalitis is essential. The medial temporal lobes, inferior frontal lobes, and insula are typically affected. This review focuses on the imaging findings of herpes encephalitis.

4.
Unani Tıp Penceresinden Hacamat (Kupa Terapisi)
Hijama By Unani’s Understanding of Medicine
Erkan Tanalel, Mustafa Uzun
doi: 10.5505/ttd.2016.25743  Sayfalar 53 - 54 (518 kere görüntülendi)
Hacamat, 5000 yıllık geçmişi olan, dermis tabakasındaki lenfatik kapiller, interstisyel sıvı, extraselüler alan, arteriovenöz bileşkeler, hücresel aktivasyon ve kutaneoviseral reflex üzerinden etkisini gösteren geleneksel bir detoks terapi yöntemidir. Geçmişten günümüze farklı tıp ekolleri tarafından uygulanmış, her ekolün hastalık mekanizma kabulü üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Unani tıp ekolü, hümoral patoloji teorisi temelinde uygulanan geleneksel bir tedavi usulüdür ve hacamat mekanizmasını bu teori üzerinden geleneksel bir dille açıklamaktadır.
Hijama is a traditional method of detox therapy showing its effect via the lymphatic capillaries, interstitial fluid, extracellular space, arteriovenous junction, cellular activation and cutaneo-visceral reflex in the dermis, with a history of 5,000-years. From past to present, it has been applied by different medicinal disciplines and it has been tried to be explained by the admission of disease mechanism of each discipline. Unani medicinal discipline is a conventional treatment method based on the humoral pathology theory and it explains the cupping mechanism by a conventional language on this theory.

OLGU SUNUMU
5.
Nörofibromatozisli Hastada Anestezi Yönetimi
Anesthesia Management of a Patient With Neurofibromatosis
Hakan Bayır, Recai Dağlı, Nazan Kocaoğlu, İsa Yıldız
doi: 10.5505/ttd.2016.29200  Sayfalar 55 - 58 (504 kere görüntülendi)
Nörofibromatozis, otozomal dominant geçişli, tümöral oluşumla karakterize multisistemik
bir hastalıktır. NF1 ve NF2 olarak iki tipi vardır. NF 1 daha sık görülüp, nörofibromlar birden fazla sistemde bulunabilir. Genel anestezi ve rejyonel anestezi uygulaması bu hastalarda özellik taşır. Bu olgu sunumunda, bel bölgesinde L1 vertebradan sakruma kadar uzanan büyüklükteki nörofibromla beraber tüm vücudunda yaygın nörofibromları olan olguda nörofibromatozisde anestezi yönetimi gözden geçirildi.
Neurofibromatosis is an autosomal dominant and multisistemic disorder characterized by the formation of tumours. There are two types of Neurofibromatosis (NF); NF1 and NF2. NF 1 is more commonly seen and neurofibromas can be found in multiple systems. In this case report, anesthetic management of neurofibromatosis was reviewed in a patient with neurofibroma extending from L1 vertebrae to the sacrum in the lumbar region.

6.
Dev Rinolit
Giant Rhinolith
Abdulvahap Akyiğit, Muhammet Murat Koç, Öner Sakallıoğlu, Cahit Polat
doi: 10.5505/ttd.2016.62634  Sayfalar 59 - 61 (473 kere görüntülendi)
Rinolit, nazal kavite içerisinde, eksojen veya endojen kaynaklı nidus etrafının kalsiyum
karbonat, magnezyum karbonat, kalsiyum fosfat ve magnezyum fosfat ile kaplanması
ile oluşan kitlelere verilen isimdir. Küçük boyutta olabileceği gibi tüm nazal kaviteyi doldurabilecek boyutlara da ulaşabilir. Tek taraflı, kötü kokulu, pürülan burun akıntısı, burun tıkanıklığı, ağrı gibi semptomlara yol açabileceği gibi hiçbir semptom vermeden rutin fizik muayenede de tespit edilmektedir. Bu makalede, on sekiz yaşında burunun sağ tarafından nefes almada güçlük, tek taraflı pürülan burun akıntısı şikayeti ile müracaat eden ve fizik muayene ile rinolit tanısı konulan erkek hasta sunulmuştur.
Rhinolith is the name given to masses formed by the stone formation of exogen or endogen nidus within the nasal cavity covered with calcium carbonate, magnesium carbonate, calcium phosphate and magnesium phosphate. While rhinolith may be with small size, it can reach sizes that fill the nasal cavity completely. It can cause the symptoms like unilateral fetid odour, purulant nasal discharge, nasal obstruction and pain, and additionally it can be asymptommatic and can be detected with routine nasal examination. In this report, a 18 year-old-man with the complaint of nasal obstruction and purulant discharge in right nasal cavity and who was diagnosed to be a rhinolith by anterior rhinoscopy was presented.

7.
Steroid Tedavisine Sekonder Gelişen Bilateral Femur Ve Tibiada Yaygın Osteonekroz: Pediatrik Olgu
Steroid-Induced Extensive Bilateral Femoral And Tibial Osteonecrosis: A Pediatric Case
Mehmet Sait Doğan, Sümeyra Doğan, Selim Doğanay, Gonca Koç, İsmail Dursun, Abdulhakim Coşkun
doi: 10.5505/ttd.2016.99705  Sayfalar 62 - 64 (521 kere görüntülendi)
Yüksek doz ve uzun süreli sterid kullanımı osteonekroza yol açabilir. Manyetik rezonans
görünütleme, tipik bulguları ile, osteonekrozu saptamada en iyi tanı yöntemidir. Bu yazıda 2 yıldır nefrotik sendrom tanısıyla steroid tedavisi görmüş, bilateral diz ağrısı şikayetiyle başvuran 16 yaşındaki erkek hastanın manyetik rezonans incelemesinde bilateral femur ve tibiada izlenen osteonekroz lezyonlarınının tipik bulguları sunulmuştur.
High dose or prolonged use of steroids may lead to osteonecrosis. Magnetic resonance
imaging is the best diagnostic tool with typical findings to detect osteonecrosis in the early stages. We herein report a 16-year-old male patient who suffered from bilateral knee pain with a history of nephrotic syndrome for 2 years, treated with multiple courses of steroids and discuss typical magnetic resonance findings of bilateral multiple osteonecrosis lesions in both femurs and tibias.

8.
Sterotaktik Nöroşirurjik Girişim İle Biyopsi Sırasında Anestezi Yönetimi
Anesthesia Management During Biopsy With Stereotactic Neurosurgery Intervention
Ayça Tuba Dumanlı Özcan, Mustafa Aksoy, Ezgi Erkılıç, Erdal Özcan, İsmail Bozkurt, Ercan Bozkurt
doi: 10.5505/ttd.2016.86648  Sayfalar 65 - 68 (510 kere görüntülendi)
Küçük derin yerleşimli lezyonlardan biyopsi alınması için sterotaktik girişimler uygulanmaktadır.
Sadece radyolojik verilere dayanan ön tanılar ışığında tedavi planlaması yetersiz veya yanlış olmaktadır. Dolayısıyla stereotaktik biyopsi tedavi yönetimine önemli katkıda bulunmaktadır. Anestezi yönetimi açısından, başa yerleştirilen sterotaktik çerçeve başta hava yollarına ulaşma güçlüğü olmak üzere bir dizi sorun oluşabilmektedir. Bu olgu sunumu ile literatürde de anestezik özelliklerle ilgili bilgi kısıtlılığı olan bu alandaki deneyimimizi paylaşmayı amaçladık.
Stereotactic interventions are performed while taking biopsies from small deeplysettled
lesions. Treatment planning based on the preliminary diagnosis via radiologic data only may be insufficient or false. For this reason, stereotactic biopsy provides important contributions to the treatment method. A number of difficulties such as reaching airways may occur during the anesthesia method due to the frame. We aimed to share our experience about this topic in which the knowledge about anesthesia is limited in the literature.

9.
İdiopatik Trombositopenik Purpuralı Hastada Splenektomiden Sonra Gelişen Akut Koroner Sendrom: Olgu Sunumu
A Case of Acute Coronary Syndrome After Splenectomy in An Idiopathic Thrombocytopenic Purpura Patient
Necla Dereli, Zehra Baykal Tutal, Esra Özayar, Mehtap Honca, Mehmet Şahap, Eyüp Horasanlı
doi: 10.5505/ttd.2016.05706  Sayfalar 69 - 72 (510 kere görüntülendi)
İdiopatik trombositopenik purpura (ITP), antitrombosit IgG üretimi, kemik iliğinde artmış megakaryosit sayımı ve azalmış trombosit ömrüne bağlı trombosit sayısının azalmasıyla karakterize otoimmün bir hastalıktır. Trombositler akut koroner sendromun patogenezinde anahtar rolü bulunmaktadır. Trombositlerin çapı, dansitesi ve aktiviteleri akut koroner sendromu tetikleyebilir. Bu vaka sunumunda, ITP’li hastada splenektomiden 48 saat sonra gelişen akut koroner sendromu sunarak, splenektomi sonrası gelişebilecek akut vasküler komplikasyonlara dikkat çekmek istedik.
Idiopathic thrombocytopenic purpura (ITP) is an autoimmune disease characterised by decreased thrombocyte count due to antithrombocyte IgG production, increased megacaryocte count in bone marrow and decreased thrombocyte life span. Thrombocytes have a key role in pathogenesis of acute coronary syndrome. Size, density or activities of thrombocytes might trigger acute coronary syndrome. In this case report, we hope to attract attention to acute vascular complications that might develop after splenectomy. by reporting acute coronary syndrome developed in the 48 hours following splenectomy in an ITP patient,



 
Copyright © 2016 Türk Tıp Dergisi All Rights Reserved
Anasayfa        |        İletişim
LookUs & OnlineMakale